Bir kentin sosyal, kültürel ve sanatsal yoğunluğu o kentin kişiliği ve kimliğidir.
Aslında birçok insanın büyük şehirleri tercih etmesinin nedeni sadece ekonomik değildir.
O şehrin aktif yapısı, insanın ruh dünyasına ve manevi tarafına hitap eder.
Bizim gibi küçük yerlerde yaşayanlar, büyük kentlerdeki hareketliliğin özlemi içinde “Bizde de olsun böyle aktiviteler…” diye düşünürler.
Basının içinde olmam nedeniyle yakın yıllarda yaşanan süreci çok iyi biliyorum.
Bundan yedi sekiz yıl önceydi… Fatsa’nın sinemasız yıllarıydı…
Konu hakkında defalarca röportaj yaptım.
Başta gençler olmak üzere her yaştan insana mikrofon uzattım.
“Sosyal ve kültürel anlamda Fatsa’da neleri eksik buluyorsunuz?” diye sordum.
Verilen cevaplarda genel olarak şu görüşler vardı: “Şu kadar nüfusu olan bir ilçeyiz. Ama bir sinemamız bile yok. Bunun dışında diğer sanatsal faaliyetler yok. Gençlerin gidebileceği mekânlar yok. Onların eğlenebileceği alanlar yok.”
Yani yok oğlu yok…
Röportajların dışında amiri, memuru, esnafı, siyasetçisi, zengini, fakiri kim varsa özel sohbetlerde bulundum.
Onlar da aynı düşüncedeydi.
“Sinema, tiyatro ya da sanat iyidir. Fatsa gibi bir yerde bunların olması lazım.” deniyordu.
Ve o sürecin sonunda Fatsa’nın iki sineması oldu.
Kıvılcım Tiyatrosu olarak biz de tiyatro alanındaki boşluğu doldurmaya çalıştık. Deyim yerindeyse 2008’den bu yana kör-topal yolumuza devam ediyoruz.
Ancak; bilmiyorum haberiniz var mı?
İki sinemadan biri olan Klas Sinemaları bundan böyle olmayacak.
“Fatsa’da sinema olmalıdır” görüşlerine rağmen Klas Sinemaları kapanıyor.
Kapanmak zorunda kaldı.
Ortada bir gariplik yok mu?
Madem, sinemayı bu kadar çok seviyorduk. Madem, Fatsa sinemasız olmuyordu. Ve madem, sinemasız olmak Fatsa’ya yakışmıyordu.
Öyleyse nedir bu durum? Bunun bir açıklaması olmalı…
Size üç şık sunacağım.
1) Ya girişimci, kamuoyunun “gazına gelip” milyarlarca lira harcayıp yatırım yaptı, hayal kırıklığına uğradı.
2) Ya girişimci, ticari yönden yanlış hesap yaptı.
3) Ya da halk olarak dilimizde olan, icraatımızda yok.
Bu üç şıkkın da meselenin akıbetinde payı olabilir.
Ama bir gerçek var ki; bir işe girişirken size cesaret ve moral verenleri, işe başladıktan sonra yanı başınızda bulamıyorsunuz.
Ne gariptir ki; bu “kötülüğü” en çok da kendi evlatlarımıza yapıyoruz.
Diyeceksiniz ki; “Büyütmeye gerek yok. Fatsa’da bir sinema daha var.”
İyi ki var. Ve umarım onun başına da böyle bir şey gelmez.
Ancak bu duyarsız yapımızla o sinemanın da günün birinde kapanmayacağını kim garanti edebilir?
Bu günlerde Klas’ın işletmecisi Hasan İnanlı, onca sermaye döktüğü bütün alet ve edevatını sinemacı-yapımcı Gani Şavata’ya belki de yok pahasına satacak.
Nerede Fatsa’nın ileri gelenleri ve nerede Fatsa üzerinde sözü geçenler?
“Olmaz öyle şey… Bu sinema yaşamalıdır. Derhal gereğini yapacağız.” diye masaya yumruğunu vuracak bir babayiğit yok mu şu memlekette?
Niye soruyorum ki? Yok çünkü…
O zaman sorun da yok zaten… Demek ki; herkes Fatsa’nın düştüğü bu durumdan rahatsız değil…(!)
Bu durumu sahiplenmeyenler, Fatsa’da sinema varken hafta sonları Ordu ve Samsun’daki sinemalara gidenler, acaba yine “Fatsa’da sinema yok. Kültürel, sanatsal faaliyetler yok” diyebilecekler mi?
Nüfusumuzla, havzamızla gurur duymayı biliyoruz ama…
Yoksa riyakârlık, utanç ve gurur kavramları birbirine mi karıştı acaba? HOŞÇAKALIN
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
her zaman ki gibi , kaybedince anlayacağımız bir değer , olmazsa olmaz bir gereklilik olduğunu , gençleri bir çok kötülüklerden çekecek bir kültürel etkinlik olan sinema salonumuz için çok üzüldüm gerçekten , umarım yazınız ses getirir de , fatsa kurumları sahip çıkarlar , iyi günler ve güzel yazılar dilerim:)